Kısa Hikâye: Günindi Diyarındaki Bahçe – III

Günindi Diyarındaki Bahçe adlı kısa hikâyemin son bölümünü de sizlerle paylaşmak istiyorum sevgili okurlar.

Umarım ilk iki hikâyeyi okurken sizler yeni bir diyara yolculuk ederken bir dayanak yaratabilmişimdir. Üçüncü bölümde Galâhid’in son düşüne eşlik edeceksiniz. Ancak bu bölüm, ana fikri vereceğinden dolayı önceki iki bölümden daha kısa olacak.

Günindi Diyarındaki Bahçe’nin üçüncü bölümünü okumadan önce, eğer ilk iki hikâyeyi okumadıysanız bu bölümleri de okumanızı tavsiye ederim.
Kısa hikâyenin ilk iki bölümünü okumak için tıklayınız.

Sevgiler!


Günindi Diyarındaki Bahçe – III

Galâhid, düşünde gördüğü şer olayın gerçek olmamasını umuyordu. Bu yüzden yatağından kalktı ve üzerine mor bir cübbe giyinerek, hışımla bahçesine doğru ilerledi.

Kapının önünde dikiliyordu. Bir yandan düşünde gördüğü düğüme bakıyordu, bir yandan da zihninde o anları tekrar canlandırıyordu. Korkunçtu.

Derin bir nefes alıp verdi ve kendisini hazır hissettiğinde kapının kulpunu kavradı. Kapıyı yavaş yavaş açarken, kalbi hızla atıyordu. Kapı tamamen açıldığında gözlerini ovaya dikti.

Gördükleri onu heyecanlandırmıştı. Cenuptaki ova yerini, düşünde gördüğü karanlık ve buğulu şerre değil, dimağ ve gözle görülemeyecek bir ahseniyete bırakmıştı. Bu ahseniyet ancak kalple görülebilirdi.

Galâhid, binyıllardan beri hiç kimseye görünmeyen gök tanrıçasının suretini görüyordu. Eleniher adlı bu tanrıça, gökler cemiyetindeki harpten sağ çıkmış tek yüce varlıktı. Şimdi ise, cenupta mavi ve yeşil renklerin raks ettiği bahr-i semada belirdi.

Günindi elflerinin geleneklerine göre, Eleniher sadece iyi kalpli, güzel düşünceli varlıklara görünür, onları korur ve şerrin saldırısını bertaraf ederdi.

Galâhid, ona biçilen ömrü kadar sadece kendi dünyasını değil, diğer varlıkların dünyasını da hiçbir şekilde ayırt etmeksizin güzelleştirmeye çaba sarf etti. Rayihadar çiçekleri, neredeyse göğe kadar ulaşacakmış gibi görünen ağaçların sonsuz istirahate çekildiği ormanları, kedileri, köpekleri, sincapları, tavşanları, geyikleri, kaplumbağaları, orfozları ve bütün canlıları aynı iyi huy ve güzel sözle karşılıyordu. Midas adlı kaplumbağa ve Hani adlı orfoz ile olan dostluğu da bu yüzdendi.

Sadece kendi çevresindeki elflere değil, bütün diyarların elflerine, insanlarına ve cücelerine de aynı nezaketi gösteriyordu. İki kişi muhalefete düştüğünde adil davranmanın en yüce bilgelik olduğunu bilir ve ona göre davranırdı. Zira bilirdi ki, inceliğin ve zarafetin gerektiği yerde kaba kuvvetin yeri olamazdı.

Eleniher, işte böyle bir varlığa göründü. Semadan ona gülümsüyor, elini uzatıyordu. Galâhid de gözleri sevinç yaşlarıyla dolmuş hâlde elini ona uzattı. Bir ışık hüzmesi Eleniher’in gözlerinden çıkıp Galâhid’in vücudunu kapladı.

O andan itibaren Eleniher, Galâhid ve semada raks eden mavi ve yeşil ışıklar kayboldu. Geriye Galâhid’in o zamana kadar gözü gibi baktığı çiçekler ve ağaçlar kalmıştı.

Dünya bunlarla güzel olacaktı, kaba kuvvet ile değil; dünya iyi huyla güzel olacaktı; kötü niyetle değil; dünya insanların, elflerin ve cücelerin birbirlerine adaletli ve incelikle yaklaştıklarında güzel olacaktı.

Son

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.