Claudius, Nordiborg ve Mimoza

Claudius, Tempius ve Hermina’nın ortanca çocuğu olarak, büyük tufandan sonra birinci çağın 159’uncu yılında doğdu. O bütünüyle babasına benziyordu, öyle ki fiziksel yapısı gerçekten bir yaşayan tanrının özelliklerini taşıyordu.

Zaman içerisinde yeni bilgiler öğrendikçe Tempius’un gözüne girmeye başladı. Çevikliği sadece fiziksel değil zihinsel olarak da kendisini gösteriyordu. O, babası Tempius için Nordiborg’u yönetebilecek yegâne insandı.

Ondan on iki kış önce doğan büyük kız kardeşi Livia, yalnız başına kalmayı seven bir kişiliğe sahipken, Claudius’un çevresinde daima arkadaşı olurdu. Çok kolay bir şekilde bulunduğu ortama ayak uydurabilirdi. İnsan ilişkilerindeki bu üstünlüğünü, felsefe öğretmeni Domitus’a borçluydu. Ancak, Domitus’un birkaç kış sonra ansızın hayata gözlerini yummasıyla birlikte Claudius’un hayatı da değişti. Öğretmenine bağlıydı. Öyle olduğu için de Claudius, Domitus’tan sonra kendisini boşlukta hissetmeye başladı.

Uzunca bir dönem, babası Tempius, onun eğitimini üstlenmesi için yeni öğretmenler görevlendirdi. Ancak, Claudius hiçbirine ayak uyduramadı. Çünkü, Domitus, olağandışı zekâsı ve hayata bakış açısıyla Medietas’taki birçok kişiden farklıydı. Onun dünya görüşü tamamen etik ve politik anlamları birbirine pekiştiriyordu. Domitus’un ilgilendiği alanların başında etik ve ahlakın olması, Claudius’un doğru ile yanlışı en iyi şekilde tespit edebilmesine olanak verdi. Valerivenill’e ilk ayak basan yüce varlıkların sahip olduğu bilgiyi, en farklı şekilde işleyip tekrar sunan Domitus, zaman zaman Tempius’un dikkatini çekmişti. Ancak, politik anlamda bu etik ve ahlak anlayışını birbiriyle en doğru şekilde çalıştırabilen öğretileri vardı. Bu yüzden Tempius’un yakın danışmanları arasında yer alıyordu. Onun çalışmaları ve öğretileri, Tempius’un Medietas’taki hâkimiyetini güçlendirdi.

Domitus’un hayata farklı bakış açısı Claudius’un da dikkatini çekmişti. Onun yokluğunda kendisini boşlukta hissetmiş olsa da zamanla kendisini toparladı. En azından Domitus’un bunu isteyeceğini bildiği için buna ayak uydurmaya çalıştı.

Vakti geldiğinde, Tempius, ona önemli bir görev verdi. Luadun’Dal’in kuzeydeki soğuk topraklarında Nordiborg adlı bir yerleşim yeri vardı. Bu köyün Medietas’ı ve Luadun’Dal’i destekleyecek güce sahip olması için kabiliyetli birisinin yönetimine muhtaçtı. Tempius da oğlu Claudius’u bu görev için seçti. Onun bu tercihi Livia’nın hoşuna gitmiyordu. Ancak, Tempius’un kararı her şeyin üstündeydi. Dolayısıyla bu karara karşı çıkılması hiç kimsenin cüret edeceği bir hareket değildi. En azından o zamana kadar öyleydi.

Claudius, büyük tufandan sonra birinci çağın 215’inci yılında Nordiborg’a gönderildi.

Nordiborg, o yıllarda henüz yeni kurulmuş bir köydü. Öyle olması buranın Medietas ve Luadun’Dal’i herhangi bir anlamda destekleyebileceği düşüncesini gölgede bırakıyordu. Tempius’a göre, Nordiborg’un yer üstü ve yer altı kaynakları değerlendirilmeliydi. Luadun’Dal’in herhangi bir bölgesinde bulunmayan değerli demir madenleri ve zengin mineralli su kaynakları burayı değerli kılıyordu. Nordiborg’un kuzeyindeki fiyortlar da bölgenin doğrudan denizden gelecek tehditlere karşı korumasını artırıyordu. Bu yerleşim yerinin doğusundan güneye doğru, Yağmurlu Bahçe’ye kadar akan Grymm Nehri’nin stratejik önemi yüksekti. Nehir hem askeri fetihlere karşı koruma sağlarken hem de bölgenin su kaynağını sağlıyordu.

Claudius, beraberinde otuz kişilik muhafız birliği ve dört danışmanla Nordiborg’a vardı. Bölgede henüz onun konaklayacağı bir kale yoktu. Aslında ona konaklayacağı bir ev bile inşa edilmemişti. Bu onun ilk dersiydi. Tempius, oğlunun bu zorluklarla karşılaşacağını ve doğrusu, bunları aşacağını bildiği için böyle bir karar vermişti. Claudius, Livia gibi sert bir anlayışa sahip değildi. Livia işlerini kaba kuvvetle çözerken, Claudius önce insan ilişkilerindeki yeteneğini kullanırdı. Domitus ona böyle öğretmişti.

Claudius ve beraberindekiler ilk bir ay boyunca handa konakladılar. Bu süreçte, Claudius, birkaç zorlu sınavdan da geçti. Bu sınavlar elbette planlı değildi. Henüz kale inşası sürerken, Claudius önceliğini kalkınmaya vermişti. Bölgedeki ticareti kuvvetlendirmek ve daha fazla kervanın ilgisini çekmek için büyük bir kervansaray inşa ettirdi. Nordiborg’un güney bölgesine inşa edilmeye başlanan kervansaray iki ay sonunda tamamlanabildi.

Nordiborg’un soğuk ikliminde tarım pek zor bir seçim olduğu için, öncelik her zaman küçük baş hayvanlardan yana oluyordu. Bu hayvanlardan elde edilen süt, deri ve et öncelikli olarak Nordiborg halkı için kullanılıyordu. Ancak büyük miktarda da arta kalan oluyordu. İşte kervansaray da burada devreye girmişti. Claudius süt ürünleri, deri ve kurutulmuş etleri Nordiborg’un kuzeyindeki ticari bir şehir olan Sınırköy’e kervanla birlikte gönderdi. Sınırköy, isminden dolayı henüz oraya yolculuk etmemiş kişiler tarafından yanlış tanınıyordu. Ancak, şehrin ticari önemi tüm Luadun’Dal için büyük öneme sahipti. Nordiborg’tan gönderilen kervandan memnun kalan şehir, ticari ilişkisini sürdürmeye devam etti. Birkaç kış sonra ise Nordiborg’un açık bir şekilde gelişmekte olduğu gözle görülüyordu.

Nordiborg’taki kale inşasının tamamlanması dört kış sürdü. Şehirdeki ticari gelişme Tempius’u da mutlu ediyordu.

Claudius, Nordiborg’ta sekizinci kışını bitirirken, kervanlarından bazılarından kötü haberler almaya başladı. Kervan liderlerinin getirdiği bilgiye göre, Sınırköy’e yolculuk eden kervanlar Nordiborg’tan çıktıktan bir süre sonra haraca tabi tutuluyorlardı. Kervan liderleri bunun, Nordiborg’un batısındaki Fronel Dağları’na yerleşmiş bir haydut grubunun işi olduğunu iddia ediyordu. O kervanlarının liderlerine güveniyordu. Zira onlarla bu şehrin kalkınması için çok zor dönemlerden geçmişlerdi ve zamanla refah elde etmişlerdi. Kervan liderlerinin bilgisi üzerine, Claudius, bölgedeki haydutların varlığından emin olmak ve durumu değerlendirmek için önce gözcüler gönderdi. Bir hafta boyunca haydutların Fronel Dağı eteklerindeki sığınağını gözleyen gözcüler Claudius’a istediği bilgileri getirmişlerdi. Gerçekten de haydutların buradaki varlığı tehlikeliydi. Bir süre hazırlık yaptıktan sonra, kervan liderlerinin kervanlardaki paralı savaşçıların sayısını artırmalarını söyledi. Tehlikeyi atlatabilmek için şimdilik ellerini taşın altına koymaları gerektiğini de ekledi.

Bir ay sonra, Claudius hazırlıklarını tamamlayıp kendi muhafız birliğiyle birlikte Fronel Dağları’na yolculuk etti. Claudius’un danışmanları, Tempius’tan yardım almaları gerektiğini yinelese de o devam etti. Fronel Dağları’nın eteklerinde haydutlarla şiddetli bir çatışma yaşandı. Baskın sırasında haydutların sayısı Claudius’un muhafızlarından fazlaydı, ancak muhafızların eğitimli birer savaşçı olmaları üstünlüklerini korumalarını sağladı. Claudius, iki muhafızını haydutlarla olan dövüşte kaybetti, ancak haydutlar üstünlük elde edemeyince geri çekilmişlerdi. Birkaç hafta sığınağı kuşatan Claudius, haydutların pes etmesini sağladı.

Haydutların söylediğine göre, liderleri Kortharn adlı bir büyücüydü. Claudius için o bir sahtekârdan ibaretti. Gerçekten de öyleydi. Zira tufandan sonra neredeyse büyücülerin yarsından oldukça fazlası yok olmuşlardı. Hayatta kalanlar da varlıklarını sürdürebilmek için büyü güçlerini gizliyorlardı. Kortharn onlardan biri olamazdı diye düşünüyordu, Claudius. Dövüş sırasında herhangi bir yeteneğini de gösteremeden yakalanmıştı. Ancak, Kortharn gibi bir sahtekârın bu kadar haydudu bir arada tutabilmesi için oldukça fazla paraya ihtiyacı vardı. Büyü para üretimi için kullanılamıyordu. Başka bir şey düşünmüş olmalıydılar diye düşünüyordu, Claudius.

Kortharn, kalenin zindanına kapatılmıştı. Claudius da danışmanlarıyla durumu değerlendiriyordu. Bir süre sonra Claudius’un danışmanlarından Galla, ona enteresan bir bulguyla gelmişti. Galla, henüz otuz iki kış geçirmiş bir matematikçiydi. Medietas’taki eğitimi sayesinde hem matematik alanında olduğu gibi felsefe ve politika alanında da kendisini geliştirmişti. Medietas’ta kadınlar, Kraliçe Herminia sayesinde politikaya dâhil olmuşlardı. Kral Tempius ve Kraliçe Herminia’nın siyasi ve politik reformları, kadınların bu alanlardaki yerlerini korumalarını garantilemişti.

Galla, Claudius’a, Kortharn’ın Medietas’taki varlıklı bir asilzadeden aldığı emirler doğrultusunda hareket ettiğini gösteren bir belge sundu. Bu sonuca, sığınakta muhafızların bulduğu deşifre edilmemiş bir yazışmayla ulaştığını da doğruladı. Galla’nın mesajları deşifre edebilmesi Claudius’u her zaman etkilemişti. Ancak, yazışmada bu asilzadenin asıl ismi geçmezken, sadece bir takma ad kullanılmıştı; Mimoza.

Claudius, Mimoza takma adını kullanan asilzadeyi hiçbir zaman bulamadı. Kortharn, yakalandıktan bir ay sonra şüpheli bir şekilde ölmüştü. Mimoza’nın hâlâ aktif bir şekilde Nordiborg’ta hareket edebildiğini bilmek Claudius’u düşündürse de Kortharn’ın ölümüyle bu sır sonsuza dek ortadan kaybolmuştu.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.