Türkiye’de Dijital Video Oyunu Mağazalarına Düzenleme

Bu aralar, geleneksel medyada pek yankı bulmayan ama aslında bulması gereken, çoğunlukla yeni dijital medyada duyulan ve duyurulmaya çalışan bir konuda ben de iki laf etmek istedim.
Türkiye’de Steam, Epic Games, Xbox Mağazası, PlayStation Store, GOG (Good Old Games) ve benzeri dijital oyun platformları, temsilcilik atamazsa erişim engeli/bant daraltması yapılacağına dair bir taslak hazırlanıyor. işte size bu konuda kendi düşüncelerimi yazıya döktüm. Modern anlatı sanatı olarak video oyunlarının bilişsel gelişim aracı olabileceğinden daha çok bahsederken, hukuki ve politik boyutuna da değindim. Bir hukukçu ya da politikacı olmadığım için, yanlış bilgi vermemek amacıyla, bu taraflarına değinirken dikkatli davranmam gerekti.

DW Türkçe‘den Alican Uludağ’ın “Türkiye’de 15 yaş altına sosyal medya yasağı geliyor” başlıklı haberini ilk okuduğumda, başlıktaki uygulamanın zaten üzerinde çalışıldığını biliyordum. Aslında on beş yaş altındaki çocuklarımıza sosyal medya yasağı getirilmesi, kendi kişisel görüşümü söyleyeyim, yaşanan olayları dikkate aldığımızda mantıklıdır. Gelgelelim, aynı başlıklı haberde, aynı taslakta sunulan başka konular da var.
Benim dikkatimi en çok çeken şey, video oyunu geliştiren ve bu oyunları dağıtan sağlayıcılar, video oyunlarını yaş kriterlerine göre derecelendirmekle yükümlü olacak. İşte kafamı kurcalayan şey de buydu! Amerika Birleşik Devletleri’nde ESRB ve Avrupa’da da PEGI, yaşa ve içeriğe göre zaten video oyunlarının derecelendirmesini sağlıyor. Video oyunu geliştiren şirketler ve dağıtan sağlayıcılar da buna göre derecelendirme yapıp piyasaya sunuyor. Ayrıca, Dijital Oyunlar Bilgi Platformu‘nda da Dijital Oyun Yaş Derecelendirme Sistemleri var. Özellikle Dijital Oyunlar Bilgi Platformu 2018’de Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu Güvenli İnternet Merkezi bünyesinde kurulmuştu.
Alican Uludağ’ın detaylarını yazdığı taslakta şöyle bir ibare de var: “Türkiye’den günlük erişimi yüksek olan yurt dışı kaynaklı oyun dağıtıcıları, kanuni yükümlülüklerini yerine getirmek için Türkiye’de temsilci bulundurmak zorunda.”
Bu platformların Türkiye’de temsilci bulundurması bana sorarsanız kötü bir şey değil. Aksine daha iyi olur, diye düşünüyorum. Öyle sanıyorum ki, temsilci sıradan vatandaşların da erişebileceği temsilcilik bizim, yani son kullanıcıların haklarıyla ilgili bir durum olduğundan, ülkemizde doğrudan bizi muhatap alacak bir temsilci olabilir. Gelgelelim, pratikteki işleyiş, düzenlemenin niyetine göre değişebilir.
Uygulamanın güvenlik niyetiyle yapılacak olması iyi ama böyle bir yasa uygulanacaksa şeffaf denetim mekanizmalarıyla desteklenmelidir. Oyun sektörü Türkiye’de de potansiyeli yüksek bir hizmet ihracatı ve uygulamanın gri alanlarının da bu yüzden dikkatle ayıklanması gerekiyor. Yani temsilcilik bulundurma diyalogları bir an aksaklığa uğradığında olacakları düşünün.
Şimdi bunu biraz daha Türkiye’de yükselen yıldız olarak bahsedeceğim ve ekonomimize de katkı sağlayan video oyunu geliştirme açısından ve sıradan video oyunu oyuncuları olarak değerlendirelim.
Dünyanın her yerinde olduğu gibi video oyunları, Türkiye’de de milyonlarca insanın yoğun iş temposu başta olmak üzere pek çok olumsuzluktan kaçış kapısı gibi görünür ama aslında bir kültürdür. Onlardan birisi de benim, belki bu yazıyı okuyorsanız siz de onlardansınızdır. Bununla birlikte, ülkemize gelir kapısı sağalayan pek çok Türk oyun firması da oyun hizmeti ihraç ediyor.
Oyunlar ve oyun platformlarına, teknik veya hukuki gereklilikler nedeniyle şeffaf ve medeni diyaloglar dışında ani erişime engeli/bant daraltma getirmek, oyunlara vergisini ödeyerek erişen milyonlarca kullanıcıyı mağdur eder. Bu durumun, her iki tarafın da aklı selim yolla çözebileceği adımlar var.
Oyun platformlarına vergi (ki halihazırda oyun satın alımlarında KDV de ödüyoruz) veya temsilcilik konusunda daha uzun vadeli geçiş süreçlerinin teşvik edici diyaloglarla desteklenmesi gerekiyor.
Üstelik, vatandaşlar oyun platformlarındaki kütüphanelerine (vergisini ödeyerek satın aldıkları oyunlara) binlerce lira yatırım yapmışlar. Bir hukukçu değilim ama hukukçu okurlarım varsa, buna erişim engeli/bant daraltma gibi yöntemlerle müdahale etmek mülkiyet hakkına da zarar vermez mi?
Bu yasa taslağı hazırlanırken Türkiye Cumhuriyeti’nin, oyun geliştirme konusunda yükselen bir yıldız olduğunun unutulmaması gerekiyor. Steam, Epic Games, GOG, Xbox Mağazası, PlayStation Store vb. platformlara erişimin kısıtlanması, yerli oyun geliştiricilerin pazar yerlerine ulaşmasını engellerken ve milyarlarca dolarlık ihracat potansiyelini baltalar.
Belki kimisine göre manasız bir vakit geçirme aracından başka bir şey değilmiş gibi görünüyordur ama video oyunları sadece vakit geçirme araçları değildir.
This War of Mine veya Valiant Hearts: The Great War oynarken savaşın çirkin ve hastalıklı, öfke dolu yüzünü, Detroit: Become Human oynarken insanın bir tanımdan öte ne demek olduğunu, Journey’de hayatımızın iyisiyle ve kötüsüyle bir yolculuk olduğunu ve zorluklarla nasıl başa çıkacağımızı, Undertale’de şiddete övgüler dizmek yerine nasıl reddetmemiz gerektiğini, Abzû’de denizin güzelliğini ve hayat verişini, Florence’de sıradan bir aşkın bile nasıl duygusal bir olgunluğa erişebildiğini görüyorsunuz. Buna daha binlerce örnek verilebilir, zira video oyunları birer kötü alışkanlıklardan ziyade kitaplar gibi insanın ruhunu besleyen, bireyi yaşamında pasif bir izleyici olmaktan çıkarıp onu ahlaki seçimlerinin sorumluluğunu nasıl üstlenmesi gerektiğini öğreten araçlardır.
Belki yukarıda bir kaçış kapısı olarak nitelendirdim ama iş bu araçların yararlarını ve zararlarını tartmaya gelecekse eğri oturup doğru konuşmak gerekir. Video oyunlar bir kültürdür ve bu kültüre erişim açık olmalıdır.
Son olarak birkaç bir şey eklemek istiyorum.
Steam, Epic Games ve benzeri dijital oyun platformları, yerli geliştiricinin de dünyaya açılan dükkanıdır. Bu belirsizlik, erişim engeli/bant daraltma riski, hem yerli girişimi hem de yabancı yatırımcıyı korkutmaz mı? Ancak uygulanacak çözümün bir yasak değil diyalog olması gerektiğini unutmayalım. Ayrıca elbette, devletin denetim ve temsilcilik talepleri hukuki bir zemine oturabilir. Bu süreci ani ve sert bir dille değil de, yukarıda bahsettiğim gibi, teşvik edici bir diyalog ve uzun vadeli geçiş süreçleriyle yönetilmesi ne kullanıcıyı mağdur eder, ne de Türkiye Cumhuriyeti’nin dijital ihracat potansiyelini baltalar.



Yorum Yap