Kimi Skeldralı’ya göre şehrin kurulması, yer altı ocakları nedeniyle Uyanış Çağı’na dek gider ama yazılı tarihte Kuzviran’dan birkaç kış sonra kurulduğu yazar. Bu yüzden imparatorluk kayıtlarında kuruluş tarihi KÖ 4980 olarak kaydedilmiştir. Skeldra, kuzeyden güneydoğuya akan Kristal Nehir’in güney uçlarında yayılmış bir şehirdir. Her ne kadar sınırları uçsuz bucaksız değilse de, dondurucu rüzgarlara maruz kalmış kültürleri ve buz tutmuş nehirlerin altından çıkardıkları zenginliklerle anılan mağrur bir millettir. Skeldra’yı saran Kristal Nehri’nin güney kolunun ötesinde Sis Orman vardır. Kuzeyde beyaz ve gümüş yapraklı ağaçların yetiştiği Beyaz Orman yayılır. Kuzeydoğuda Seyrek Orman’ın içinden geçen yollar ötedeki Don Tepeleri’ne kıvrıla kıvrıla uzanır. Doğuda Buz Göl, onun ötesinde Ulu Buz Mızrakları yükselir. Skeldralılar’ın gözleri değersiz bir metale bile değer biçecek kadar keskin, dilleri ise ikna edicidir. Savaşçı değildirler, genellikle paralı askerler kiralayıp kendilerini korurlar. Onların en büyük üstünlüğü, endüstriyel bir deha olmalarıdır. Soğuk bir memleket olmasına rağmen, şehrin devasa yer altı fırınları vardır. Atölyelerde, güneydeki Buz Göl’ün dibinden toplanan cevherler sayesinde, çeliğe kendine has bir sertlik verirler. Beyaz Orman’daki ağaçlardan elde edilen liflerle, dokuma tezgahlarında soyluların gıpta ettiği kumaşlar üretirler. Ormanın kalbinde, Skeldralılar’ın kutsallık atfettiği Issız Göl de bir başına sessizlik içinde bekler. Skeldralılar, zaman zaman Buzkırlılar’a karşı seferler düzenleyip İpek Orman üzerinde hakimiyet kurmak isterler. Zira buradaki insansı örümceklerin altın ipeklerinin kaynağını kontrol ederek dokuma endüstrisinde zenginlik ararlar.
