Kütüphane: Kurak’tan Önce Sır Derya

Kurak’tan Önce Sır Derya – Sefirun Surra
Buzkırlı Gök Bilgeleri, Sır Derya’nın suyunun çekilmesinin ve güney denizlerinin kuraklığının sebebi olarak güneylilerin günahkarlıklarını gösterir. O on iki ilahtan bihaber putperestlerin Sur Sefir’deki tapınakları gördüğüne bile şüphe duyarım.
Sır Derya, Kurak’tan önce uçsuz bucaksız bir okyanustu. Adına Sır Derya derdik, zira ötesi bilinmez diyarlara ev sahipliği yapardı. Buzkırlılar hayal dahi edemez ama binlerce kış evvel, Sır Derya’nın ötesinde şiddetli ve onlarca ay dönümü süren zelzele fırtınaları meydana geldi. Yer, sanki derinlerde hapsolmuş devlerin uyanmak ve yeryüzüne çıkmak için yumruklamasına benziyordu. Şimdilerde yalnızca altın rengi kumları gördüğümüz o ufuk çizgisi, her gece biraz daha yükseliyordu.
Meridyalılar, suların çekilmesini önce beyaz saçlı okyanus tanrıçasının nefesi sandılar. Ancak çekilen o tuzlu ve köpüklü sular deniz bir süre sonra geri dönmedi. Okyanusun bittiği o meçhul güney eşiğinde, yer kabuğu devasa bir duvar gibi göğe yükseldi.
O zamanı anlatan bilgelerin yazmaları kayboldu ama öyküler baki kaldı. “Dünyayı taşıyan devler yeniden şahlandı,” derlerdi.
Sur Sefir, Meridya ve Altıngüney’i okyanusun açık denizlerine bağlayan sahiller, yükselerek ansızın bitiveren tepeler tarafından mühürlendi.
İşte o okyanusun engin akıntıları kesilince, güneşin insafsız sıcağı altında sular günden güne buharlaşıp göğe süzüldü. Belki de, kuzeylilerin o putperest tanrıçasının işidir! Balıklar telef oldu ve gümüş pulları kumda soldu, devasa deniz yaratıklarının kemikleri yelle aşınan beyaz korkuluklara dönüştü. On iki ilahın yüz çevirdiği o topraklar, suyun bereketinden mahrum kalıp tuzun ve kumun insafına terk edildi.
Bir zamanlar Sur Sefir’in yedi duvarına kadar bile süzülen dalgaların, Meridya ve Altıngüney’in zengin tüccar gemilerinin yelken açtığı o sular artık yok. Artık hiç kimse Barbar Kontes Yeldira Kormir gibi Vahşikor’dan yelken açıp Elirad’ın doğu limanlarını yağmalayamayacak. O okyanusun ötesindeki adaları ve diyarları, nice sakinini ise unuttuk. Derlerdi ki, o adalarda boğa gibi boynuzları olan insan vücutlu yaratıkların medeniyeti hüküm sürermiş. Nicesi yok olmuş kayıtlarda onlardan bahsederlermiş; medeniyetlerinin kızıl kumlar üstünde yükselen koca koca şehirlerinden, uçsuz bucaksız ovalarından, bereketli nehirlerinden ve büyük ormanlarından, yüksek adalarındaki tapınaklarından…
Meridya’nın cesur denizcileri güneye yelken açarlar mı? O zenginlikleri diyarlarımıza taşırlar mı? Nice medeniyetin ağzını sulandıran o zenginlikler…