Ay Işığı Altında Dans Eden Kadın Adlı Öyküm Kayıp Rıhtım’da Yayımlandı

Sizlere çok güzel bir haber vereceğim! Ay Işığı Altında Dans Eden Kadın adlı bir öykü kaleme almıştım. Öykümü, sıklıkla ziyaret ettiğim Kayıp RIhtım’ın Öykü Seçkisi’nde yayımlanması için göndermiştim. Kayıp Rıhtım Ekibi, Öykü Seçkisi’nin yüz yetmişinci sayısında yer vermeye layık görmüşler!

Açık konuşayım, bu zamana kadar geleneksel yayınevlerinden ve öykü/sanat/edebiyat dergilerinden ret almak beni epey mutsuz ediyordu. Ancak, geçmişte pek çok yazarın böyle bir yoldan geçtiğini hatırlayınca bu mutsuzluğum yerini daha kuvvetli bir azme çevirdi. Her ne kadar yaşadıklarım, bana mutsuz olduğum günler yaşatsa da kendimi geliştirmek için de fırsatlar verdi. Ayrıca, ne yazık ki, bu süreçte bir şey öğrendim. Bu sektörde ne yazdığınızın değil de, kimi tanıdığınızın öneminin daha yüksek olduğu çok fazla örnek olması beni hâlâ üzse de bunun bir gün değişeceğini ümit ediyorum.

Ay Işığı Altında Dans Eden Kadın sanatın doğası, ilhamın kaynağı ve sanatçının içsel yolculuğunu anlatan ve iç ısıtan bir öykü olmasına dikkat ettim. Öyküde ilhamının peşinde koşan Fionnlagh adlı bir ozanın başından geçenleri okuyacaksınız. Bu süreçte pişmanlıklarını, dürüstlüğünü ve yaşamla uyumunu keşfetmesine tanık olacaksınız.

Ay Işığı Altında Dans Eden Kadın öyküsünü okumak için tıklayınız.

Dürüst olayım, yazarken çoğu zaman ilhamımı kaybettiğim anlar olmuştu. Bu anlarda, hiç ummadığım zamanlarda bir şeylerin zihnimde parladığını hissettim. Luadun’Dal Efsanesi’nin son bölümlerini yazarken çok zorlanmıştım. Açıkça söyleyeyim, bu eseri yazmaya birkaç ay ara vermiştim. O süreçte, hiç ummadığım ruhsal dehlizlerde kaybolduğumu fark ettim. Belki de yaşadığım olumsuz bir olayın sonucuydu, bilmiyorum…

Bir süre, kendi içime çekilip düşünmeye başladım. O kaybettiğim ilhamımı vapurda buldum. Boşluğu, Aralık 2025 ile Ocak 2026 arasında yaşıyordum. Genellikle gecelerimin çoğunu yazarak geçirirdim. Bu zamana kadar da öyle olmuştu. Bir gün erkenden uyuyasım geldi ve uyudum. Sabah olduğunda bir şeylerin farklı olduğunu anlamıştım. Kadıköy’den Karaköy’e vapurla Galata’ya, ofise geçerdim. Vapurdayken, Deborah Levy’nin Ağustos Mavisi adlı kitabını okuyordum. O gün, gökyüzü masmaviydi ve renkler sanki hiç olmadığı canlıydı. Ne oldu, bilmiyorum ama o günden sonra Luadun’Dal Efsanesi’nin son bölümlerini tamamlayıp, eseri yüz yetmiş bin kelimenin üstünde olacak şekilde tamamladım. Belki de, o gün beni tetikleyen şey, Deborah Levy’nin yazdığı ve benim bilincime işleyen bir şeydi. Vapurdayken daima kitap okurdum ama o gün başkaydı. Aradığınız şey ulaşılamaz gibi görünse bile, inanan bir kalp için nasıl gerçeğe dönüştüğünü keşfediyorsunuz.

Şimdilerde çalışmıyorum, zira Senaryo ve Metin Yazarı olarak çalıştığım, işverenim olan şirket Ocak 2026’da kapandı. Bir arkadaşım demişti ki, “Bence yazmak seni çok daha mutlu ediyor,” demişti. Belki de doğrudur…

Bu arada, Kayıp Rıhtım’ın Haziran 2026’daki öykü seçkisi için yeni bir öykü yazdım ve gönderdim. Öykü kabul görürse yine burada sizlerle paylaşırım.



Yorum Yap