Yazmak hem zihni ve hem de kalbi iyileştirir

Yazma eyleminin kıymetli oluşunu daha önce defaatle belirttiğim bir takım yazılar kaleme almıştım. Yazmak kişinin zihnindeki düşüncelerin bir dışavurumu olurken, aynı zamanda okuyanlar için de iyileştirici güce sahip olabiliyor. Tıpkı müzik gibi.

Bu arada bunu yazarken Olivia Belli – As I Was dinliyordum.

Elbette yazarın ne yazdığına ve sizin ne okuduğunuza göre değişkenlik gösteriyor. Örneğin Kurtuluş Savaşı’mızla ilgili bir konu hakkında okuduğumuzda, içimizde oluşan haklı gururu duyumsamak güzeldir, Mustafa Kemal Atatürk’ün ve silah arkadaşlarının verdiği mücadelenin alev alev yanan bağımsızlık meşalesini hâlâ taşımanın verdiği güveni perçinlersiniz; benim gibi fantastik eser okuruysanız Malazan okurken kaybolmuşluk hissinin arasındaki merhameti bulmaya çalışırsınız; Patrick N. Hunt’ın Hannibal’ini okurken tarihin tozlu sayfaları arasındaki antik zamanın stratejik dehasına dair bir şeyler de arıyor olabilirsiniz. Veyahut Sappho’nun fragmanlarını okuduğunuzda, bölük pörçük olsa bile, şairin sözcüklerinin kalbinize kök salmaya başladığını, aşkın doruklarında yaşayan bir şairin hislerini de zihnimizde duyarız.

Sappho demişken, İstanbul Arkeoloji Müzeleri’ne düzenli olarak gitmeye çalışırım. Orada Roma dönemine ait ama Helenistik dönem orijinalinden kopya olan bir büst vardır. Siz de Klasik dönem ve Roma dönemi heykellerinin yer aldığı ana heykel galerilerisinde inceleyebilirsiniz. Aşağıya da fotoğrafını ekledim. Oradaki büstün önünde her bekleyişimde kendimi alıkonulamaz bir çekim gücüne bırakıverdiğimi hissediyorum. Şöyle demek geliyor hep içimden:

“Ege melteminin denizin ılık esintileri arasında, vurup dağılan kar masalları dalgaların Midilli kıyılarını öptüğü yerde zamanın dahi ebediyedini kıskandığı dizeler hâlâ yankılanır.
O ki, sözleri ipeğin narin telleri gibi nakışını örer insanın kalbinde, özlem ve arzunun şefkatli dokunuşuyla bağlar.
Şiirlerinden bahsetmek, öyle ki, aşkın kendisinden bahsetmektir… Hepimizin uğruna ömrümüzü harcadığımız dizginleşmeyen ve korkulara göğüs geren, dans eden bir alevli aşk gibi.”

Sappho – İstanbul Arkeoloji Müzeleri

Kayıp Rıhtım’ın 171’inci Öykü Seçkisi’nde paylaşılan öykümde ilhamını kaybettiğini düşünen bir ozanın öyküsünü yazmıştım. Şimdi dönüp okudum da buraya uygun olacağını düşünüyorum.

Şöyle demiştim:

Ben ilhamın kendisiyim, Fionnlagh,” dedi, kadın. Fionnlagh’ın kalbine elini koydu. “İşte bugün buradayım. Yarın ise belki de bir deniz kenarındayımdır ya da bir dağın eteklerinde çiçekler arasında, dağ çiçekleriyle birlikte kar sularıyla besleniyorumdur. Bazen bir şehrin merkezinde güle oynaya hayata umut saçan çocukların yanındayken, bazen de bir kralın soğuk taht salonunda ya da metal seslerinin çınladığı cephelerdeyim. Ama her ne olursa olsun, buradayım. Tam kalbinde.”
Ay Işığı Altında Dans Eden Kadın – Deniz Kocatürk | Kayıp Rıhtım, 171’inci Öykü Seçkisi

Yukarıdaki satırları yazarken Sappho’nun önünde birden zihnimde canlananları aktardım. Gerçekten de öyle değil mi? İnsanların kalbine dokunan bir şeyler yazmaya başlamak için alelade koşullarda ilham aramaya gerek yok. Zira ilham yanı başınızda, tam kalbinizde bekliyor. Dolayısıyla sizin gölgeniz olmaktan çok ikiziniz olan ilhamı duyabilmek için yanınızda bir not defteri ve kalem taşımanız yeter. Elma suyu içerken dahi aklınıza güzel bir fikir gelmesi ve hemen yazıya dökmek istemeniz hâlinde işinizi kolaylaştırır. Mesela benim not defterimde rastgele bir sayfa çevirdiğimde yıldızlara parlak çeşmeler diyen bir adamın ulaşmayı arzuladığı ilişkiyi yazmışım. Gelgelelim bir sonraki sayfada Kılıç ve Büyü temalarını işlediğim öykülerimde kullanmak üzere bir fikir yazmışım, ki bu ikisi arasında oldukça tezat var. Bir tanesi saf duyguyu betimliyordu belki ama diğeri yozlaşmış bir dünyada hayatta kalmaya çalışan ve kontun sınır komutanı olan bir karakterin gördüklerini yazıyor.

Aslında ben bu tezatın yanlış bir şey olmadığını, aksine hayal gücünü geliştiren ve zihnin verimli olmasına yardımcı olan bir egzersiz ürettiğini düşünüyorum. Üreten sizsiniz, dolayısıyla ürettiğiniz içeriği ilk tüketecek olan da sizsiniz. O hâlde siz içeriği sevdiyseniz ve içinize sindiyse o hâlde sizin gibi olan binlerce insana da hitap ediyorsunuz demektir. Herkes birebir aynı kişiliğe sahip olmayabilir ama ortak alışkanlıklarımız ve ilgi alanlarımız da yok değil.

Demem o ki, yanınızda bir not defteri ve kalem taşıdığınız sürece siz de neden yazmayısınız ki? Çocukluğunuzda uyumadan evvel siz de hayal kurmuyor muydunuz? Şimdi neden o hayalleri öksüz bırakasınız? Yazın! Yazın ve cesurca insanların karşısına çıkın. Yazma eylemiyle hayat üflediğiniz dünyaları kimse okumaz diye ertelemeyiniz, o düşler not defterinde kalmasın. Çünkü siz de yazarken kalbinizi ve zihninizi iyileştirirsiniz.



Bir Cevap Yazın

DENİZ KOCATÜRK sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin